Bireysel Bir Münakaşa

Sorgulanabilir doğrularım ve yanlışlarımla, bilimsel verilere hiç dayanmayan düşüncelerimle buradayım. Neden ve nelerden bahsettiğim hakkında muhtemelen tek bir gerçeğe ulaşamayacağız.

İnsanın en temel içgüdüsü: Var olmak. Varlığını sürdürmek. Yaşamak ve nefes almaya devam etmek. Fizyolojimiz bütün hücrelerimizle bağırarak yaşamamızı söylerken, zihnimiz neden zaman zaman, sık sık, ya da belki arada bir; yaşamamayı istiyor? Bu sorunun mutlak bir cevabı yok. Her zihnin yaşamayı ya da yaşamamayı istemek için çok farklı sebepleri var. Bütün faktörleri bir araya getirsek de çözemeyeceğimiz bir durum bu. Önemli olan neyi seçtiğimiz. Bazılarımız için yaşamı, bazılarımız içinse ölümü seçmek zor gelir. Öyleyse kolay olan nedir? Yaşamın kendisi değil. İçinde bulunduğumuz dünya hiç değil. Goethe’nin söylediği gibi: Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir. O zaman yaşadığımız yeri ufak bir anlığına da olsa cennete çeviren ne? Ya da kim? Sabahları bizi uyandıran güneş ışığı mı, alarm mı, şehrin gürültüsü mü, uykusuna doyan bedenimiz mi, ya da bazılarımız için yeni bir güne başlamaya yardım eden bin bir sebepten biri mi? Yine cevabını veremeyeceğim bir soru. Bildiğim şeyse bu sebepler bir gün karar verip ayağınıza kadar gelmiyor. Aklımız da bu sebepleri görmemek için inatlaşıyor çoğu zaman. Onları bulup çıkarmak, yaşamımıza dahil etmek de kendi benliğimize karşı en büyük sorumluluğumuz. Zor, kolay değil. Zaten kimse kolay olacağını söylemedi. Öylesine nefes almaya devam etmek kolaydır, ama gerçekten yaşamak, şöyle hayatın dibini sıyırmak biraz delikanlılık işidir. Önümüze öylece sunulan, bize sorulmadan alınmış kararlarla bize verilen yaşamla baş edebilmek biraz cevval olmayı gerektiriyor. Bu da sınandığımız her anda, ne kadar zor da olsa yaşamı seçmek demek. Her gün yeni bir sebep bulmak, her gün o sebeplerden biri olmak. Hiç yok, hissizlik yok, bu dünyada nefes almaya devam ettiğimiz sürece yok. İstediğin kadar inatlaş, yok. Uğruna savaşmaya değer bir şeyler hep var. Kendimizinkini bulduğumuzda bir anlam kazanacak belki de katlanılması zor varlığımız. Bilmiyorum. Ama yaşamak, bazen umarsızca bazen de bütün dikkatini vererek yaşamak; kediler, kahkahalar, danslar, şarkılar, kadeh sesleri, loş ışıklı odalar, boş sokaklar, arkadaşlar, aşklar, kalpler ve kırıkları. Görmeye değer. Yaşamaya değer. Bunu biliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.